Anevrizma Hastalığının Tedavisinde Kullanılan Yöntemler

Atardamarın yapısındaki bozuklukların meydana getirdiği bir hastalık olan anevrizma; endovasküler teknik ve cerrahi teknik olmak üzere iki farklı yöntemle tedavi edilebilir.

Anevrizma Tedavisi 

Anevrizmanın tedavi yöntemlerinden bahsetmeden evvel hastalığın genel bir tanımını yapmak ve risk gruplarından birkaç cümle bahsetmek yerinde olacaktır. Nitekim hastalık hakkında genel bir fikir sahibi olunmadan tedavi yöntemleri üzerine kafa yorulması tahmin edilebileceği gibi sağlıklı bir işleyiş değildir. 

En temel ifadeyle anevrizma; kalpten aldığı kanı vücuda dağıtma görevini üstlenen atardamarların çeşitli sebeplerden ötürü deformasyona uğraması ve bunun neticesinde balona benzer bir yapının ortaya çıkmasıdır. 

Toplumda görülme sıklığı %2-%5 aralığında olan anevrizmanın çok düşük bir kısmı beyin kanaması şeklinde seyreder. Diğer bir ifadeyle; anevrizma hastalarının önemli bir kısmında semptomlar kendini gizleyerek vücut üzerinde herhangi bir olumsuz etkileye sebebiyet vermezken, bir kısmında da hastalık beyin kanaması halini alır ve bireyin yaşantısını tehdit edecek düzeye gelir.

Her hastalıkta olduğu gibi anevrizmada da belirli risk grupları mevcuttur. Bu risk gruplarını şu şekilde sıralamak mümkündür:

  • Diyabet ve kolesterol hastaları.
  • İş ve özel hayatında baskı altında kalan stres sahibi bireyler.
  • Sigara ve alkol tüketenler.
  • Genetik olarak anevrizmaya yatkınlığı olanlar.

Görüldüğü üzere hastalıkta risk grubu oluşturanların ortak noktası; damar yollarında birtakım problemlerin olmasıdır. Anevrizmanın atardamar kaynaklı bir hastalık olduğu göz önünde bulundurulursa bu durumu elbette yadırgamamak gerekir.

 Anevrizma tedavisi noktasında günümüz tıbbı imkanları bireylere iki tedavi seçeneği sunmaktadır. Bunlar; 

  1. Endovasküler teknik
  2. Cerrahi tekniklerle kapatma yani klipleme 

Elbette anevrizma hastalığında uygulanacak tedavi yönteminin seçilmesinde göz önünde bulundurulan faktörler mevcuttur. Bu faktörler; hastalığının hangi aşamada olduğu, büyüklüğü, etki bölgesi ve bireye özgü özellikler şeklinde sıralanabilir.

 Endovasküler Teknik

Öncelikli olarak endovasküler tekniğin, anevrizma tedavisi noktasında son yıllarda popülerliğini arttıran ve yaygın olarak kullanılmaya başlanan bir teknik olduğunu belirtmek gerekir.

Endovasküler tekniğin en büyük avantajı; bireyin kafatasının açılmaması ve dolayısıyla cerrahi bir işlem yapılmamasıdır. Endovasküler teknik bu özelliğiyle kapalı anevrizma tedavisi olarak nitelendirilir.

Bireye genel anestezi uygulanarak hayata geçirilen bu teknik, hastanın kasık bölgesinde önceden tespit edilen noktaya 2 mm. çapında giriş açılması ile başlar. Tekniğin temelini başlangıç aşamasında açılan bu noktanın oluşturduğu yanlış bir ifade olmayacaktır.

Tekniğin amacı; balon şeklindeki anevrizmanın içerisini koli olarak ifade edilen tellerle doldurmak, böylelikle anevrizma balonunun içerisinde herhangi bir kan girişini önlemektir.

 

Anevrizma tedavisi için endovasküler tekniği tercih eden bireyler genellikle iki yahut üç gün içerisinde toplumsal hayata geri dönebilir düzeye gelir. Elbette iyileşme sürecinde bireyin yapısının da etkilerini göz ardı etmemek gerekir.

Cerrahi Teknik

Cerrahi teknikte tahmin edilebileceği gibi kafatası açılarak anevrizmanın oluşum ve etki gösterdiği kısma ulaşılır. Daha sonra ise anevrizmayı oluşturan atardamara bir klips takılır ve işlem tamamlanır.

Tedavinin en zor kısmını elbette can alıcı nokta olan klipsin takılması oluşturur. Oldukça küçük çaptaki damarlara kan girişini engelleyecek şekilde klips takmak tahmin edilebileceği gibi hayli zor bir işlemdir.

Klipsin takılmasından sonra anevrizma içerisine kan girişi tam manasıyla engellenmiş olacağından hastalığın da tedavisi tamamlanmış olur. Elbette ameliyat sonrası komplikasyonların önlenmesi amacıyla hasta operasyondan sonra bir süre daha kontrol altında tutulmaya devam eder.

Anevrizma eğer tedaviden önce kanama yapmamış ise tekrar etme riski bir hayli düşüktür. Yani; kanama yapmayan anevrizmalarda doğru bir tedavi süreci izlendiği takdirde büyük ölçüde başarılı olunur.

Tedavi sonrasında bireyin protein ağırlık besinler tüketmesi ve bir süre stresten uzak bir ortamda bulunması tedavi sonrası faaliyetlerinin temelini oluşturur. Buna ek olarak birey, doktorunun belirlediği periyotlarda kontrole gitmeyi aksatmamalı ve en azından bir yıl kadar daha hastalık sıkı bir şekilde denetlenmelidir.



1 yıldız2 yıldız3 yıldız4 yıldız5 yıldız (1 votes, average: 4,00 out of 5)
Loading...

© 2017-2019 – Kan damarları ve Hastalıkları

Bu sitedeki tüm makaleler tamamen bilgilendirme amaçlıdır! Anlatılan tedavi yöntemleri, ilaç isimleri ve beslenme önerileri doktor ve diyetisyen kontrolü olmadan uygulanmamalıdır. İletişim ve Reklam Formu